Su

Tıklayın! Güzelliğinizi Ortaya Çıkarın!
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 18
ZayıfMükemmel 

KalyaniSu, iki harf, tek hece, ufacık bir kelime; ama yaşamın kaynağını barındırır özünde... Kimyada, astronomide, sanatta,  hatta bilişim teknolojilerinde değişik anlamlara gelir. Benim size anlatacağım Su ise bir film, hayatımda izlediğim en güzel filmlerden biri hatta.

2005 yılında Hindistanlı alternatif yönetmen Deepa Mehta tarafından İngiliz kolonisi olan 1938 Hindistan’ında dulları anlatan bir film.

Mehta, dediğim gibi klasik bir Bollywood yönetmeni değil. Hint kültürünün özellikle kadınlar üzerindeki etkilerini anlatan filmlere imza atan cesur bir kadın. Su da, Ateş ve Toprak serisinin üçüncü filmi. 1996 yapımı Ateş’te, iki eltinin birbirine aşık olmasını ve yaşadıkları sosyal çevreyi kadife gibi bir dille anlatan Mehta, bu film yüzünden bir çok saldırıya maruz kalır. Filmi gösteren sinemalar basılır ve kızgın halk tarafından ateşe verilir. Aslında 2000 yılında çekilmesi planlanan Su filminin seti yine 2000 kişilik bir grup tarafından ateşe verilir. Bu yüzden Hindistan’da, Ganj nehrinin bulunduğu kutsal kabul edilen Varanasi yerine, film 5 yıl sonra Sri Lanka’da olabilecek saldırıları önlemek için başka bir isimle çekilir.

Şimdi “dullar üzerine çekilen bir film neden bu kadar kızgınlığa saldırıya yol açmış?” diye sorabilirsiniz haklı olarak. Bunun sebebi Hindistan’da dulların durumunun başka ülkelerdeki gibi olmaması ve filmin 1938’i anlatması, yani geleneklerin son derece sıkı bir şekilde uygulandığı değişim geçirmemiş yılları. Dul kalan kadının saçlarını tıraş etmesi, bütün renkli giysilerinden ve takılarından sıyrılıp beyaz giymesi, diğer insanlardan uzak kalması, günde sadece bir kere yemek yemesi ve hiç bir şekilde kızarmış, şekerli (kısaca lezzetli) yiyecek yememesi gerekiyor. Kocası kendisinden önce ölen kadının kötü karmasının, kocasının ölümüne yol açtığına inanılıyor. Bu yüzden de kadının diğer dullarla birlikte, gurunun yaşadığı ve ders verdiği spiritüel yer anlamına gelen aşramda, kendini duaya vererek, ve fiziksel zevklerden uzak kalarak kötü karmasının kefaretini çekmesi bekleniyor.

Film, 7 yaşındaki Chuyia’nin babası tarafından aşrama getirilmesiyle başlıyor. Babası Chuyia’yı uyandırırken soruyor “Evlendiğini hatırlıyor musun?”, o da hatırlamadığını söylüyor. Babası da “Kocan öldü. Sen dul kaldın” diyor, Chuyia’ya da “Ne kadar zaman, baba?” diye soruyor. Babasından yanıt yok. Chuyia’ya, aslında kendine verebilecek bir cevabı, mantıklı bir açıklaması olmadığından.

Ardından Chuyia’nın saçları kesiliyor, usturaya vuruluyor ve Chuyia kendini kendinden çok büyük on dört kadının yaşadığı aşramda buluyor. Chuyia bir nevi geçici bir oyun içindeymişçesine algılıyor çevresini. Bu da bir bakıma onun hayatını kolaylaştırıyor. Özellikle tavan arasında tek başına kalan dünyalar güzeli Kalyani’yle ve Kalyani’nin küçük köpeği Kaalu’yla tanışması Chuyia’nın aşramdaki hayatını daha eğlenceli kılıyor. Sonraki sahnelerde, aşramı yöneten ürkütücü kadın Madhumati’yi, inancını ve içinde bulunduğu durumu sorgulayan ve Chuyia’yı sürekli koruyan Shakuntala’yı, kocası öldüğünden beri sürekli farklı tatlıların hayalini gören yaşlı teyzeyi tanıyoruz. Sonra aşram dışındaki kadınların ve adamların dullara yaklaşımını...

Kalyani’nin saçlarının upuzun olması en başta izleyiciyi şaşırtıyor, diğer dulların saçları kısacık veya tamamen kazınmış iken. Sonra Madhumati’ye düzenli olarak esrar ve son haberleri getiren Gulabi’nin geceleri kayıkla Kalyani’ni suyun öte tarafına geçirdiğini görüyoruz.

Filmde aşk var bir de, gözlerinizden ince ince yaşlar akıtacak olan idealist, Gandi hayranı Narayan’ın ve Kalyani’nin aşkı. İngiliz yönetimine ve insanları aslında ekonomik nedenlerle perişan eden geleneklere karşı çıkan Narayan filme umut ve ışık getiriyor.

Gandi’nin filmin sonunda verdiği vaazde “Önceden Tanrı’nın hakikat olduğuna inanırdım, şimdi hakikatin Tanrı olduğunu biliyorum” sözleri en çok akılda kalan cümlelerden.

Kadınların sözde din adına, aslında ekonomik nedenlerle düşürüldükleri durumu sorgulayan, anlatmak için uygun sıfat bulmakta zorlandığım kadar güzel bir film Su. İnsanı yıkayan temizleyen hayat veren suyun, yol olup insanı büyük kötülüklere götürebileceğini ve insan hayatına son verebileceğini de dokunaklı bir dille sunuyor.

Eğer sizde kadın yönetmenlerin, kadınların yaşamlarını anlattığı filmlerini seviyorsanız benim gibi, bu film tam size göre. Kendinizi gişe filmlerinden kurtarın bir kaç saatliğine, bu filmi arayın, bulun ve izleyin. Hayatınız boyunca içinizde taşıyacağınız bir film olacağının garantisini verebilirim. Herhangi bir sebeple de beğenmezseniz gelin bana söyleyin, elbet film üzerine tartışacak şeyimiz çıkar.

Not:

Filmin kendisi kadar müzikleri de çok güzel. En çok hoşuma giden ezgiyi sizinle de paylaşmak istedim.

Hindistan’da evlilikler ve kadının durumu konusunda daha fazla bilgi sahibi olmak isterseniz çocuk gelinler ve Hindistan’da kız çocuğu olmak üzerine yazdığım yazılara bakabilirsiniz.

Şule Tomkinson
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


GÜNÜN KIYAFETİNE BAKTIN MI? TIKLA! 

Bu Yazıyı Facebookta Paylaş

 


♥ Benzer Yazılar ♥


Yorum ekle


Köşe Yazarları

Yarım Hikaye

Feraye DemirFeraye Demir

Utanıyorum...

 

Önce İnsan

Şule TomkinsonŞule Tomkinson

İşyerinde Taciz

 

Hayata Dair

Figen BıyıkFigen Bıyık

Etiketler ve Kategoriler

 

Şiir Gibi

FerayFeray Dayaç

Matematiksel Olarak Ben!

Karşı Yaka

OzanOzan Yılmaz

İstanbul Hatırası

 

Ege Sahilleri

Burcu AltınBurcu Altın

Beylik Laflara Gerek Yok

Mavi Gibiyim

LeylaLeyla Altaçlı

Saplantılı Bir Aşık!


Oyunlar

Reklam

Güzellik

Reklam

Burç Yorumları

Reklam

Yemek Tarifleri

Reklam
|True Cover | Rejene | Ellezza |