Annemin, müthiş deneyim süzgecinden geçirip peş peşe söylediği sözlere karşılık şimdi kadar içimde tuttuğum, öfkeli her duygu; saatlerce sallanmış kola şişesinin kapağının açılması gibi fışkırdı, etrafa saçıldı!
Senin ve babamın kan gruplarının A pozitif; benimkinin B negatif olması zaten kafamı karıştırıyor ama doğumundan birkaç saat sonra hastane odasında, birlikte çekilmiş fotoğrafımızı görmesem; annem olduğundan şüpheleneceğim! Cidden, beni sen mi doğurdun?
Babamın, sonsuz âleme gidişi üzerinden yıllar geçti. Ben, yokluğunun acısını içimde taşıyorum, sen inatla karşılık alamadığın sevginin öfkesini benden çıkarmaya çalışıyorsun! Bakıyorum, hayatımla pek yakinen ilgileniyormuşsun, gözlerim yaşardı! Ben de sana yönelik tespitlerde bulunayım mı? En başından başlayalım mı?
Ağabeyimin 2 yaşında ölmesiyle girdiğin depresyondan çıkmak için doktorun önerisiyle hamile kalmadın mı? Talihe bak! Bir kızın oldu, hiç beklemiyordun değil mi? Gözümden, saçımdan, sesimin tonundan cinsiyetim belli olurken; beni, ağabeyimin ismiyle çağırmaya devam etmedin mi: “Ayhan, gel kızım!” Ergenlik yaşlarıma kadar bana bir oğlan çocuğu gibi davranmadın mı? “Ağlama hiç, yakışmıyor sana!”, “elbise giyme, yakışmıyor sana!”, “makyaj yapma, yakışmıyor sana!” Tabii bir de ne zaman hoşuna gitmeyecek bir harekette bulunsam; sözün hazırdı: aynı babana çekmişsin! Sistematik baskı uygulayıp, hayatını zehir ettiğin kızının mı iyiliğini düşünüyorsun? Komik olma!
Oyuncak sepetindeki bebek benzetmen çok manidardı… Babam için yaptıklarının ya da yapmadıklarının günahını bana yüklemeye mi çalışıyorsun? Nurlar içinde uyuduğuna emin olduğum babam; her defasında ilişkinizi kurtarmaya, yeniden seninle bir bütün olmaya çabaladı. Sen ne yaptın? Yapma Fehmi! Saçmalama Fehmi! Ay dur şimdi Fehmi! Aranızdaki yaş farkını hep gündemde tuttun. Sen gencecik, dal gibi bir kadındın; babamsa ununu eleyip eleğini çoktan asması gereken bir ihtiyar! İçine bakmaya, ruhundan içmeye hiç zahmet etmedin…
Ben hatırlıyorum, sen nasıl hatırlamıyorsun? Yazları, Ada’daki evimize gittiğimizde “hadi gel bisiklete binelim” derdi babam; “saçmalama bu yaştan sonra” derdin. Senin nasıl bir kadın olduğunu bildiğinden, yanına yakışmak (!) için saçlarını boyamak isterdi, “ne o öyle sonradan görmeler gibi” derdin. Asla ama asla “ben seni böyle seviyorum” demezdin. Ellerinde çiçeklerde geldiğinde “ay sağ ol ne gerek vardı?” deyip portmantonun üzerine bırakırdın, asla bir vazoya yerleştirmezdin. Sen böyle mi sevdin babamı?
Şimdi gelmiş bana, yalnızlığından dem vuruyorsun; benden başka kimsen olmadığını söylüyorsun. Çok değil geçen seneye kadar, kendinden bilmem kaç yaş küçük sevgilin yok muydu? Sahi, O da bulduğu her fırsatta senin ihtiyar olduğunu hatırlatıyor muydu? Nasıl bir duyguydu?
Sanırım üzerinde “ölüm iyiliği” dedikleri vicdan rahatsızlığı var ve hafiflemek için beni kullanmayı seçtin. Kusura bakma ama sana bu konuda hiç yardımcı olamayacağım! Nasıl söylesem? Hayatını yeniden zehir etmek istediğin küçük kıza, şimdi ulaşılamıyor!
İç savaşlarımızdan, Cihan’a gelemedik. Ben şimdi sana O’nu nasıl sevdiğimi, sevmenin nasıl olabileceğini anlatsam; anlayabilir misin? Büyük bir mucize oldu, anladın diyelim; kızına karşı tutunduğun 32 yıllık tavrı değiştirebilir misin? Hayır, insanlar asla değişmiyor! Hele sen asla!
Keşke, yola çıkmadan önce ilk seninle görüşseydim. Asabımın bozukluğu, gidene kadar düzelirdi. Bana öyle güzel bir yolluk hazırladın ki anneciğim, 15 saatlik uçak yolculuğu boyunca yesem de bitiremem! Çok ama çok sağ ol!
Feraye Demir
Yüksek Topuklar – Köşe Yazarı
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız







Yorumlar
hatalı davrandığına inanıyosan bile, anneni bırakma bence :(
bigün hiç kimse kalmasa da yanında, O hep yanında olur.
Güzel günlere ulaşman dileğiyle..