Vatandaşı olduğu dünyada insan (elbette çocuk da dâhil)devamlı bir çatışma halinde. Öncelikle kendiyle. Nefes alıp verirken göğüs kafesiyle. Görmeye çalışırken gözleriyle. Dokunmaya çalışırken teniyle. Bahçesini çitle çeviren komşusuyla. Tabağındaki yemişi yiyen kuşla. Tepesine yağan yağmurla… Tüm bu çatışmalar dünyasında barış doğal bir durum değil. İradesi ve eylem gücü olan insan tarafından(ve elbette çocuk da dâhil) barışın her sabah yeniden kurulması gerekir. İnsanın hem kendisi hem de diğerleriyle yaşadığı çatışmayı dindirmesi kolay bir iş değildir. İşte her sabah giriştikleri bu dünya ağırlığındaki iş için çocuklara insan hakları bilinci verilmesi gerekmektedir!
Böylece çocuklar,
- İnsan hakları ve özgürlüklerine saygı duyarlar.
- Tüm insanların cinsiyet, dil, din, ırk ve diğer herhangi bir ayrım gözetmeksiniz eşit olduklarını anlarlar.
- Kendilerine ve diğerlerine saygı duyarlar.
- İnsanları, diğerlerinin haklarına saygı duymaya teşvik edecek davranışlarda bulunurlar.
Ve,
- Aktif dinleme ve iletişim kurma,
- Eleştirel düşünebilme,
- Grup çalışması sağlayabilme,
- Uzlaşma,
- Topluma aktif demokratik katılım sağlama,
- Kendini ifade etme,
- Sorun çözme yeteneklerini kazanırlar.
Ezgi Yurdagül
Yazdıklarımın bir çocuk gelişimcisi, pedagog,tıp uzmanı yahut anaokulu öğretmeninden ziyade bir çocuk felsefecisinin çocukta düşünce gelişime dair hayat ve oyun fikirleri olarak değerlendirilmesi daha doğru olur. Herhangi bir kimseye faydası olması dileğiyle, Sevgiler.






